İran bugün bir kez daha sokaklarında öfkeyi, umutsuzluğu ve bastırılmış bir haykırışı taşıyor. Ekonomik çöküş, gençlerin geleceksizliği, kadınların özgürlük mücadelesi ve dünyanın geri kalanından kopmuş bir ülke… Tüm bu tablo, İran halkını yalnızca bugünü değil, geçmişi de sorgulamaya itiyor. Ve bu sorgulamada yeniden yükselen bir isim var: Pehlevi.
Yaklaşık bir asır önce İran’ı yöneten Rıza Şah Pehlevi, bu toprakları feodal yapıdan modern ulus-devlete taşıyan adamdı. Demiryolları, üniversiteler, laik hukuk, merkezi devlet, kadınların kamusal alana çıkışı… Bunların tamamı onun döneminde İran’la tanıştı. Ancak bu modernleşme, halkın ruhunu ikna ederek değil, onu zorlayarak gerçekleşti. Gelenekler bastırıldı, dinî yapılar sindirildi, muhalefet susturuldu. İran devleti modernleşirken, İran toplumu içine kapandı.
Bu bastırılmışlık, 1979’da patladı. Rıza Şah’ın oğlu Muhammed Rıza Pehlevi döneminde Batı ile kurulan yakın ilişkiler, petrol zenginliği ve elit refahı, halkın yoksulluğu ile keskin bir tezat oluşturdu. Şah sarayda yaşarken, halk sokakta ayakta kalmaya çalışıyordu. Sonunda mollalar bu öfkeyi sahiplendi ve İran İslam Cumhuriyeti doğdu.
Bugün aradan geçen kırk yılı aşkın sürede İran bambaşka bir noktaya geldi. Ekonomi yaptırımlar altında çöktü, gençler ülkeyi terk etmek istiyor, kadınlar başörtüsüne karşı sokaklara çıkıyor, düşünce suç sayılıyor. İran, petrol zengini ama halkı yoksul bir ülkeye dönüştü. Ve işte bu noktada tarihin ironisi devreye giriyor.
Bugün İran sokaklarında ve diasporasında giderek daha yüksek sesle konuşulan bir gerçek var: Halkın önemli bir bölümü, Pehlevi hanedanının son temsilcisi Muhammed Rıza Pehlevi’nin oğlu Rıza Pehlevi’ye umut bağlamış durumda. Bu bir monarşi özlemi değil; laiklik, dünyaya açılma, bireysel özgürlük ve normal bir yaşam arzusunun sembolü haline gelmiş bir beklenti.
Rıza Pehlevi artık bir şah değil; ama İranlılar için kaybettikleri bir ihtimalin adı. Bugünkü baskıcı teokrasi ile geçmişin otoriter ama laik düzeni arasında sıkışan halk, “hiç olmazsa o zaman nefes alabiliyorduk” diyerek geçmişe dönüp bakıyor.
İran halkı artık ne mollaların cennet vaatlerine inanıyor ne de devrim masallarına. Genç bir İran, dünyaya entegre olmak, seyahat etmek, üretmek, sevmek ve yaşamak istiyor. Bu yüzden Pehlevi adı, bir hanedandan çok bir alternatif rejimin simgesine dönüşmüş durumda.
Tarih bazen acı bir öğretmendir. İran bugün, bir zamanlar devirdiği düzeni, aradığı kurtuluşun içinde yeniden buluyor. Bu, Pehlevilerin kusursuz olduğu anlamına gelmiyor. Ama bugünkü karanlık, geçmişin ışığını daha parlak gösteriyor.