Silisyumca zengin lavların yeryüzüne çıktıktan sonra çok hızlı soğuması sonucu kristalleşemeden oluşur. Bu özelliği sayesinde son derece keskin kenarlara sahiptir ve tarih boyunca özellikle kesici–delici alet yapımında tercih edilmiştir.
Obsidyenin kullanımı, yaklaşık 2,5 milyon yıl öncesinden – MÖ 10.000 yılına kadar geçen Paleolitik Çağ’a kadar uzanır.
Taş Devri insanları obsidyeni:
yapımında kullanmıştır. Kırıldığında jilet keskinliğinde kenarlar oluşturması, onu çakmak taşına göre daha değerli kılmıştır.
MÖ 10.000 – MÖ 5.500 yılları arasında yer alan Neolitik Çağ’da obsidyen sadece bir alet malzemesi olmaktan çıkmış, ticaretin önemli bir unsuru haline gelmiştir. Anadolu, obsidyen açısından dünyanın en zengin bölgelerinden biridir. Özellikle:
bu dönemde önemli obsidyen kaynaklarıydı. Arkeolojik bulgular, Anadolu obsidyeninin Mezopotamya, Levant ve hatta Akdeniz adalarına kadar ulaştığını göstermektedir. Bu durum, obsidyenin insanlık tarihindeki ilk uzun mesafeli ticaret ağlarından birini oluşturduğunu kanıtlar.
Antik Çağda; Antik Mısır, Mezopotamya, Hititler, Aztekler ve Mayalar obsidyeni hem pratik hem de törensel amaçlarla kullanmıştır.
Orta Çağ ve Sonrasında metal aletlerin yaygınlaşmasıyla obsidyenin günlük kullanım alanı azalmış olsa da, değerli ve sembolik bir taş olarak önemini korumuştur. Süs eşyaları, tılsımlar ve dekoratif objelerde kullanılmıştır.
Tarihsel süreci takiben günümüzde obsidyen:
gibi alanlarda kullanılmaktadır. Ayrıca arkeolojide, obsidyenin kimyasal parmak izi sayesinde antik ticaret yolları bilimsel olarak izlenebilmektedir.
Bu bilgiler ışığında obsidyen, sadece bir kayaç değil; insanlığın teknoloji, ticaret ve kültürel gelişimini yansıtan eşsiz bir tarihsel belgedir. Özellikle Niğde Göllüdağ ve Nenezidağ obsidyen işlekleri başta olmak üzere Anadolu coğrafyası, obsidyenin insanlık tarihindeki yolculuğunda merkezi bir rol oynamıştır.