Deprem İstanbul dâhil olmak üzere çevre illerde de hissedildi. 10 Ağustos ve 27 Ekim 2025 tarihlerinde merkez üssü Balıkesir'in Sındırgı ilçesinde 6,1 ve 6,0 büyüklüğünde meydana gelen depremlerin artçıları olarak kabul edilen Sındırgı depremleri günümüze kadar yaklaşık yirmi dört bini geçti.
Deprem kelimesi, Arapça yer sarsıntısı anlamına gelen 'zelzele'’nin Türkçe karşılığıdır. Deprem sözcüğünün kökü ise 'ayakla vurmak' anlamındaki 'tep-' sözcüğüdür. 'tepmek’ ten tepik, tepki' sözcüklerini türetirken; 'depmek'ten 'hareket etmek' anlamındaki 'depreşmek', 'deprem' gibi sözcükler türetilmiştir.
Depremlerden en çok etkilenenlerin başında ise yerkabuğu üzerinde yaşayan bir varlık olarak insanoğlu gelmektedir. Çünkü insanoğlu, ayaklarını bir zemine basmak zorundadır ve bastığı zeminin daima sağlam olduğunu ve/veya olması gerektiğini düşünür.
Üzerine kayıtlı birçok gayrimenkul ve menkul bulunsa da insanın en temel mal varlığı uzay boşluğunda işgal ettiği hacmidir. Yani ayakkabı numarası ile boyunun çarpımı olarak kabaca tarif edilebilen bedeni kadar işgal ettiği hacim. Bu yeri gelir yürürken işgal ettiği yürüme alanında yeri gelir otururken oturduğu sandalye veya koltuğun üstünde yeri gelir uyurken yatakta oluşan hacmidir. Bu bağlamda ister yürürken ister otururken veya yatarken, zeminin toprağın veya yerkabuğunun depreşmesi insanı yürüyemez veya hareket edemez hale getirir.
Bastığı veya yaşadığı yerin ayaklarının altından kayacağını veya kayabileceği düşüncesine kapılan insanoğlu için dünyamızdaki yaşam bir cehenneme döner. Bu düşünceden kurtulmanın en kolay yolu unutmaktır. Böylece düşünmeye, araştırmaya veya sorgulamaya gerek duymadan hayatımızı alıştığımız konfor içerisinde sürdürmeye devam ederiz.
Ancak Türkiye’nin yetiştirdiği önemli felsefecilerinden birisi olan Prof. Dr. Ahmet İnam’a göre “insan depreşmesi gereken bir varlıktır”. İnsan depreşmelidir ki şimdiye kadar bastığı ve sağlam sandığı yeryüzünün pek de öyle olmadığını öğrensin. Sağlam olarak bildiği yerkabuğunun altında ne kadar olağandışı hareketler olduğunu ve belli bir derinlikten sonra öngöremediği bir sıcaklıkta magma diye bir eriyiğin bulunduğunu anlasın.
Bir başka değişle dünyanın da kendisi gibi yaşayan bir varlık olduğunun farkına varsın. Dünyanın da solunum sistemi, dolaşım sistemi ve duygularının olduğunu kendine zarar verecek etkilere tepkili olduğunu bilerek yaşamını sürdürsün. Tüm bunların yanı sıra bilinen yaklaşık yaşı 4.5 milyar yıl olan dünyanın tecrübelerine dayalı olarak aşırı sabırlı olduğu ve acelesi olmadığını anlasın. Oluştuğu günden bu yana milyonlarca kez depreşen yerkabuğunun her an depreşebileceğini yani deprem üretebileceğinin bilinci ile kendi yaşam süresi için değil geçmişten gelen bilimsel veriler ışığında geleceğini de planlasın.
Deprem; Ne zaman? Nerde? Nasıl? Oluşacak sorularını jeoloji mühendislerine bırakıp akıl ve bilim ışığında depremle barışık yaşamak için deprem öncesi, deprem anı ve deprem sonrası yapılması gerekenleri öğrenip öğreterek zemin depreşse de yaşamını sürdürebilsin.
Unutmayalım ki korkulu rüya görmektense akıl ve bilimin ışığında uyanık olmak daima iyidir.




