Olaylar önce rejim karşıtı halk ve esnaf kesimi tarafından başlatıldı. Ancak başlamasından hemen sonraki süreçte yeni halk kesimleri ve özellikle gençler bu harekete destek vermeye başladılar. O nedenle harekete katılanların sayısı önce binlerle başladı, devamla on binler yüz binler oldu ve daha da geniş kitlelere yayılarak İran coğrafyasının tamamını etki altına aldı.
Olaylar bu noktaya ulaşınca rejim yanlısı halk kesimleri, kamuoyunu etkileyen kurum ve kuruluşlar devreye girince rejim yanlısı olan yüz binler sokağa döküldü. Bu kesimler de karşı gösterilerde bulunmaya başladılar. Velhasıl İran bir baştan bir başa kaosun içinde buldu kendisini.
Önceleri güvenlik güçleri olaylara pek müdahil olmadılar. Oldularsa da çok keskin tedbirlere başvurmadılar. Deyim yerinde ise uzaktan seyretmekle yetindiler. Bu arada ABD başkanı çok açık bir şekilde olaya karışıp İran’ı tehdit etmeye başlayınca işin rengi bu kere değişti. Çünkü ABD başkanı Trump olayları başlatan ve rejim karşıtı olan unsurların yanında olduğunu çok açık ve seçik bir biçimde ortaya koymaya başladı. ABD bununla da yetinmeyip her türlü yardımı yapacağını ve açık bir vaziyet aldığını bütün dünya kamuoyuna açıklamakta bir sakınca da görmemiştir.
ABD’nin aklı fikri bu coğrafyadaki zengin petrol ve maden kaynakları. On binlerce kilometreden ABD’nin iştahını çeken konu sadece budur. Zaten Trump bunu saklamadığı gibi bir biri ardı sıra tehditlerini sürdürmekte ve askeri gücünü bile devreye sokabileceğini bazen doğrudan bazen de dolaylı olarak dünya kamuoyuna ifade edebilmektedir. Artık işin gizli ve saklı yönü kalmamıştır. Herkes aklını başına toplamalıdır. Ortadoğu coğrafyasının huzura ve sükuna ziyadesi ile ihtiyacı vardır.




