Dünya siyasetinde bazı anlar vardır; tek bir hamle, uzun süredir bastırılan gerilimleri bir anda görünür kılar. Venezuela’da yaşananlar tam olarak böyle bir kırılma anıydı. Ülkenin devlet başkanının ABD güçleri tarafından ülkeden çıkarılarak ABD’ye götürülmesi ve hemen ardından Washington’dan gelen “ülkeyi biz yöneteceğiz” açıklaması, yalnızca bir liderin kaderini değil, küresel dengeleri de tartışmaya açtı. Bu gelişme, klasik bir diplomatik krizden çok daha fazlasını ifade ediyor. Çünkü burada söz konusu olan şey yalnızca bir iktidar değişimi değil egemenlik, güç kullanımı ve uluslararası düzenin sınırlarıdır. Venezuela, yıllardır ekonomik yaptırımlar, siyasi baskılar ve iç istikrarsızlıkla boğuşan bir ülke... ABD ile Caracas yönetimi arasındaki gerilim ise yeni değil. Ancak bu kez yaşananlar, alışılmış sert söylemlerin ötesine geçti. Bir devlet başkanının fiilen ülke dışına çıkarılması, üstelik bunun açık bir güç gösterisiyle yapılması, “müdahale” kavramını yeniden tanımlayan bir adım olarak kayda geçti. Washington’un bu hamleyi hangi gerekçelerle savunduğu biliniyor. Güvenlik, uyuşturucu ile mücadele ve bölgesel istikrar başlıkları öne çıkarılıyor. Ancak uluslararası siyasette gerekçeler kadar sonuçlar da önemlidir. Çünkü her büyük hamle, beklenenin ötesinde dalgalar üretir. Venezuela’da ilk etki, siyasi belirsizlik oldu. Ülke içinde yönetim tartışmaları derinleşti, sokaktaki tansiyon yükseldi. Devlet mekanizmasının hangi yönde işleyeceği, ordunun ve bürokrasinin nasıl bir tutum alacağı belirsizleşti. Dışarıda ise tablo daha karmaşık. Latin Amerika ülkeleri, bir yandan kendi iç dengelerini gözetirken, diğer yandan benzer bir senaryonun yarın başka bir ülkede yaşanıp yaşanmayacağını sorgulamaya başladı.
Eğer güç kullanımı, siyasi sorunları çözmenin olağan bir yolu hâline gelirse, diplomasinin alanı daralır. Uluslararası hukuk zayıflar, krizler daha sert ve daha hızlı biçimde tırmanır. Bugün Venezuela için konuşulan bu ihtimal, yarın çok daha geniş bir coğrafyada karşılık bulabilir.
Ancak bu paragrafı buraya eklemeliyim: Bazı kesimler bizim ülkemizi Venezuela ile aynı keyefeye koyarak “bizimde başımıza gelebilir” dedi. Bu bizim ülkemiz için biraz “sıkar” biz Türkiye Cumhuriyeti olarak güçlü bir devletiz. Türk milletinin gücünü tarihe bakarak görebilirsiniz.
Şimdi, Venezuela’yı farklı kılan bir başka gerçek daha var: petrol. Dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerinden birine sahip olan bu ülke, küresel enerji denkleminde kritik bir yerde duruyor. Yaşanan siyasi sarsıntı, doğal olarak petrol piyasalarının da radarına girdi. Belirsizlik, piyasalarda her zaman fiyat baskısı yaratır. Venezuela’daki istikrarsızlığın derinleşmesi ya da üretim ve ihracat süreçlerinin aksaması, petrol fiyatları üzerinde yukarı yönlü bir etki oluşturabilir. Kısa vadede piyasalar temkinli davranır; ancak kriz uzadıkça risk primi artar. Bu da yalnızca petrol üreten ülkeleri değil, enerji ithalatçısı tüm ülkeleri etkiler. Akaryakıt fiyatlarından üretim maliyetlerine, enflasyondan ulaşıma kadar uzanan bir zincir devreye girer. Yani Caracas’ta yaşanan bir gelişme, çok uzak bir coğrafyada vatandaşın cebine dokunabilir.
Venezuela’da yaşananlar, sadece bir ülkenin iç meselesi değildir. Bu olay, gücün nasıl kullanıldığına, sınırların ne kadar esneyebileceğine ve küresel düzenin hangi yöne evrildiğine dair güçlü bir işarettir. Bugün alınan bir başkan, yarın alınan bir kararın, ertesi gün değişen bir düzenin habercisi olabilir. Bu yüzden meseleye yalnızca “ne oldu” sorusuyla değil, “bu neye yol açar” sorusuyla bakmak gerekiyor.




