Camdan, plastikten, birkaç bin liralık bir parça. Kırılır, çizilir, yenisi takılır. Parayla, özürle, iki kelimeyle kapanır. Ama bugün Niğde’nin Çiftlik ilçesine bağlı Asmasız Mahallesi’nde olan biten, meselenin aynadan ibaret olmadığını bir kez daha yüzümüze vurdu.
Seyir halindeki iki aracın yan dikiz aynaları birbirine çarpıyor. Kazadır; olur. Trafiğin fıtratında vardır. Ne ilk ne de son olacaktı. Ama o anda devreye akıl değil, öfke giriyor. Dil sertleşiyor, küfürler havada uçuşuyor, “ben erkeğim” diye başlayan ilkel bir güç gösterisi sahne alıyor. Bir anlık gerilim, birikmiş kinle buluşuyor. Sonra silah konuşuyor.
Ve Abdullah Gündoğdu ile Hakan Çelik hayattan koparılıyor.
İki can…
Sadece iki isim değil bu. Arkasında anneler, babalar, eşler, çocuklar, yarım kalan hayatlar var. Bir evde sofra eksik kalacak, bir başka evde bayramlar sessiz geçecek. Bir dikiz aynasının bedeli, nesiller boyu taşınacak bir acıya dönüşüyor.
Şimdi soruyoruz:
Öncesinde husumet var mıydı?
Kim ne dedi, kim ne yaptı?
Bunların hepsi yargının, dosyaların, tutanakların konusu olacak. Ama asıl mesele çok daha derinde.
Biz öfkeyi yönetemiyoruz.
Toplum olarak sinirimizi biriktiriyoruz. İşte, evde, sokakta susuyor; trafikte patlıyoruz. Çünkü trafik, herkesin eşit derecede savunmasız olduğu bir arena. Direksiyon başında kendimizi güçlü sanıyoruz. Aracın sacı, motorun sesi, beldeki silah; hepsi sahte bir kudret hissi veriyor. O an akıl geri çekiliyor, vicdan susuyor.
Cezalar artırılıyor, yasalar sertleşiyor. Elbette gerekli. Ama bir insan, karşısındakini öldürebilecek zihinsel eşiği geçmişse, ceza tehdidi o saniyede ne kadar etkili olabilir? Silahı eline alan biri, zaten sonuçlarını düşünmüyordur. Sorun, cezadan önce zihniyettir.
Biz çocuklara ne öğretiyoruz?
Öfkeyi bastırmayı mı, yoksa öfkeyi yönetmeyi mi?
Erkekliğin bağırmak, küfretmek, vurmak olmadığını anlatabiliyor muyuz?
Bir hatanın telafi edilebileceğini, özrün insanı küçültmediğini gösterebiliyor muyuz?
Toplum, aydınlanmadan bu kavgalar bitmez.
Eğitim sadece matematik, tarih değildir. Eğitim; sabretmeyi, empati kurmayı, “dur” demeyi bilmektir. Bir adım geri çekilip “Bu değmez” diyebilmektir. Değmez çünkü bir dikiz aynası, bir hayatın yerini tutmaz. Hiçbir hakaret, bir çocuğun babasız büyümesine değmez. Hiçbir anlık öfke, bir annenin yüreğine düşen ateşi söndürmez.
Trafik kazadır; olur.
Ama kavga bir tercihtir.
Silah çekmek, bilinçli bir karardır.
Ve bu karar, sadece tetiği çekenin değil, susarak, normalleştirerek seyreden herkesin omzunda bir yük bırakır.
Bugün iki can gitti.
Yarın bir başkası olmasın diye konuşmak zorundayız. Yazmak zorundayız. En önemlisi, düşünmek ve değiştirmek zorundayız. Çünkü aynalar kırılır; ama insan hayatı bir daha yerine gelmez.